Ciğerci İbrahim Usta..

1946 yılında Urfa merkezde küçük bir el arabasında başladı Ciğerci İbrahim Usta’nın hikayesi. Reçetesini sır gibi sakladığı bir sosun içinde bekletirdi ciğerlerini, bugünün deyimiyle marine ederdi. Müşterisi siparişi verdiği anda ciğeri şişe saplar, mangala atar, bir tutam kırmızı toz biber, biraz tuz, biraz kimyon, beş dakikada hazır ederdi ciğerlerini. Açık ekmek üzerinde dumanı üstünde gelen ciğerler birkaç dakika içinde yenir yutulurdu adeta. İbrahim Usta’nın müşterileri küçük taburelerde iki büklüm oturdukları masalarında kendi soğanlarını kendileri doğrar, yeşilliklerini, kendileri hazırlar, iki dakika geçmeden de siler süpürürlerdi ne var ne yoksa. Mangaldan çekilip ekmeklerin üzerine bırakılan şişteki ciğerler mi ekmeklere ayak uyduramazdı, tandırdan sıcak sıcak çıkan dumanı üstünde ekmekler mi ciğerlere yetişemezdi bilinmez çoluğu çocuğu genci yaşlısı 7’den 70’e dolup taşardı İbrahim Usta’nın tezgahının önündeki ufacık masaların etrafı..

 

Dedesinden kalan mirası bugüne taşımak ve gururla yaşatmak için yola çıkan İbrahim Soran, tarihi Kadıköy Çarşısı’nda açtığı dükkanında dedesinden miras Urfa geleneğini sürdürürken bugünün yeniliklerini de göz ardı etmiyor. Ağaç masaların etrafında taburelerde oturtuyor misafirlerini. Çini taşlarla döşeli zemin, ateş tuğlalı duvarlar ve duvarlarda gaz lambaları… Değişmeyen tek şey: Lezzet. Ciğeriniz eskiden olduğu gibi açık ekmekte geliyor önünüze, yine pul biberiniz, kimyonunuz, yeşillikleriniz masada ve dilediğiniz kadar koyuyorsunuz her birinden, yine kendiniz hazırlıyorsunuz her şeyi ve yine iki dakika geçmeden silip süpürüyorsunuz ne var ne yoksa.

 

Bir de iddiası var torun İbrahim’in: Ciğer yiyen de yemeyen de girecek bu dükkandan içeriye!

Nasıl mı? Ciğer yemeyen et yer, et yemeyen tavuk yer. Eti ağzıma sürmem diyenler kahvaltı eder. İster ballı kaymaklı, ister otlu, peynirli, zeytinli… diyor İbrahim Soran.. Sürprizlere hazır olun!

Bir cevap yazın